Kafein günlük hayatımıza kimi zaman lezzetli bir çikolata, kimi zaman mis kokulu bir kahve olarak giriyor. Neredeyse her gün yiyecek ya da içecek yoluyla kafein alıyoruz. Kafein pek çok bitkinin meyvesinde, tohumunda ve yaprağında bulunur; başlıca kaynakları çikolata, kakao, çay, kahve ve bazı ilaçlardır. Sindirim sistemimiz kafeini hızla emer ve doğrudan beyne ulaştırır. Beyne kolayca eriştiği için merkezi sinir sistemi üzerinde etkili bir uyarıcı gibi davranır. İşte bu yüzden geç saatte kahve içtiğimizde ya da gün içinde fazla kakao tükettiğimizde uyku sorunları baş gösterir. Yüksek dozlarda ise çarpıntı, sık idrara çıkma, kalp atışında hızlanma ve midede yanma gibi belirtilere yol açabilir. Tüm bu etkileri nedeniyle çocuklarda, yaşlılarda, belirli hastalık gruplarında ve özellikle gebe ile emziklilerde kafein alımının sınırlandırılması gerekir.
Gebelikte kafein tüketimine gelince; bu dönemde alınan kafein, plasentadan kolayca geçtiği için anne karnındaki bebeğin de doğrudan kafeine maruz kalması anlamına gelir. Oysa bebek, kafeini parçalayacak yeterli enzime henüz sahip değildir; onu metabolize edemediği için zarar görür. Gebelikte kafein alımı düşük yapma, büyüme geriliği ve düşük doğum ağırlığı risklerinde artışa neden olabilir. Plasentanın kritik işlevlerini olumsuz etkileyen kafein, gebelik öncesinde alındığında infertiliteye de zemin hazırlayabilir. Ortaya çıkabilecek olumsuzluklar, annenin tükettiği miktara ve toleransına göre değişkenlik gösterir.
Gebelikte önerilen üst sınır günde en fazla 200 mg kafeindir. Yani 1 fincan çay ve 1 fincan kahve içen bir gebe, aslında günlük kafein sınırına çoktan ulaşmış demektir. Sağlığımızın daha anne karnındayken şekillendiğini hatırlatarak, tüm anne adaylarına kafein alımına özenle dikkat etmelerini öneriyorum. Çikolata, kakao, kahve türleri, yeşil ve siyah çay tüketiminizle ilgili mutlaka bir uzmana danışın.
— Uzm. Dyt. Buse Görgülü Doğan